“AKKUYU SAYESİNDE 16 MİLYAR METREKÜP DOĞALGAZIN İTHALATINA GEREK KALMAYACAK”

Türkiye, son yılların en büyük kuraklık sorunuyla karşı karşıya. İklim değişikliğinin şiddetini artırmasıyla kuraklık dahil pek çok doğal afetin ilerleyen yıllarda Türkiye ve dünyanın gündeminde kalmaya devam edeceği uyarısında bulunuluyor. Yaşanan salgınla zor bir yıl olarak tarihe geçen 2020 yılının öğrettiği derslerden biri de, karbon salınımının azalmasının iklim değişikliği, çevre kirliliği üzerindeki olumlu etkisi. Pandemiden dolayı kısıtlama getirilen fosil yakıtlı santrallerin, fabrikaların ve ulaşım araçlarının karbon emisyonlarında yarattığı düşüş, alınacak ciddi önlemler ile küresel ısınmanın önüne geçmek için henüz çok geç olmadığını gösteriyor.
Birleşmiş Milletler, OECD, IEA gibi pek çok önemli kuruluşa göre, ülkelerin “acil” olarak hayata geçirmesi gereken önlemlerin en başında fosil yakıtlardan vazgeçerek temiz enerji kaynaklarına yönelmesi geliyor. Yapılan hesaplamalara göre, dünyanın enerji ve iklim hedeflerine ulaşma yolunda ilerleyebilmesi için düşük karbonlu elektrik üretiminin 2040 yılına kadar üçe katlanması gerekecek.
ÇARE NÜKLEERDE
Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin önüne geçebilmek için hala bir şans bulunduğuna dikkati çeken Nükleer Enerji Mühendisi Dr. Can Turgut da, temiz enerji kaynakları arasında sürekliliği ve verimliliği ile dikkat çeken nükleer enerjiye daha fazla yer verilmeden iklim sorununa çare bulunamayacağını belirtiyor. Turgut’un bu konudaki görüşleri şöyle:
“Bugün nükleer santraller dünya elektriğinin yüzde 10’unu, tüm düşük karbonlu elektriğin ise neredeyse üçte birini üretiyorlar. Birçok ülkede güvenilir şekilde enerji arzının sağlanmasında hayati rol oynuyorlar. Türkiye, Çin, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde nükleer santral inşa programları başarıyla sürüyor. Almanya gibi bazı ülkelerde, hükümetlerin politik kararları nedeniyle yıllarca çalışabilecek nükleer santraller kapatılırken, bu boşluğun fosil yakıtlar ile doldurulması dünyanın karbon emisyon sorununu artıran unsurlardan biri oldu. Nükleer enerjinin küresel ısınma ve iklim değişikliğinin önlenmesindeki rolünün anlaşılması için nükleer santraller hakkında bilinçli olunması ve doğru bilgiye sahip olunması gerekiyor. Bu enerji olmadan iklim değişikliği sorununu çözmek ve insanlığın sürdürülebilir bir şekilde kalkınmasını sağlamak mümkün değil. Çünkü bugün dünyada aynı derecede güçlü, istikrarlı ve çevre dostu başka elektrik kaynağı yok.”
GÜNEŞ, RÜZGAR
YETMEZ Mİ?
‘Nükleer enerjinin temiz enerji karmasının en değerli üyesi olmasına rağmen şehir efsanelerine en fazla maruz kalan enerji türü’ olduğuna dikkat çeken Turgut, nükleer enerji ile ilgili bilimsel gerçekleri aktarmanın dünyanın geleceği için önemli bir sorumluluk olduğunu vurguluyor.
“Herkesin nükleer enerji hakkında aklınıza gelebilecek bazı soruların cevaplarını araştırması ve öğrenmesi için yol göstermemiz gerekiyor” diyen Dr. Can Turgut, ‘nükleer yerine rüzgar olmalı, güneş olmalı’ ön yargısına sahip olanlara bu hikayenin gerisini de okumalarını öneriyor. Turgut, “Kuşkusuz ki karbonsuz enerji kaynakları olan güneş ve rüzgar, emisyonları azaltmanın önemli bir parçası olacaklar. Ancak yine de bunu tek başlarına yapamayacaklar. Uluslararası Enerji Ajansı’ndan OECD’ye, Birleşmiş Milletlerden sayısız önemli kuruluşa, Bill Gates’e kadar herkes aynı fikirde. Bir nükleer santralin yakıt üretimi, elektrik üretimi, uranyum madenciliği gibi tüm hayat döngüsü göz önünde alındığında dahi karbon salınımının rüzgâr enerjisi ile ayni, güneş enerjisinin ise üçte biri düzeyde olduğu gözlenmektedir” diyor.
NEDEN NÜKLEER ENERJİ?
Karbon salınım oranlarının azaltılmasında sürekliliğin ve istikrarın önemine de değinen Turgut, “Literatürde yenilenebilir enerji kaynakları olarak geçen rüzgar, güneş gibi enerji kaynakları sürekli değildir. Bu kaynaklar nükleer enerjinin alternatifi değil tamamlayıcısıdır. Nükleer santraller, mevsimden ve iklim şartlarından bağımsız olarak sürekli çalıştırılabilmektedir. Her zaman rüzgâr esmez, güneş her zaman ışımaz, yağış her zaman bol olmaz; ama nükleer santral bunlardan etkilenmeden çalışabilir. Bakım dönemleri çıkarılırsa, 4 üniteli bir nükleer santralin, yıl içindeki 8 bin 766 saatin, yaklaşık 8 bininde çalıştığı biliniyor. Hidrolikte bu sayının yıllık ortalama 4 bin saat; rüzgârda ortalama 3 bin; güneşte ise ortalama 2 bin 500 saat olması göz önünde bulundurulduğunda, nükleer enerjinin daha verimli olduğu görülmektedir” şeklinde konuşuyor.
“AKKUYU YILDA 43 MİLYON TON KARBON SALINIMINI ÖNLEYECEK”
Nükleerin en büyük avantajının çevre duyarlığı olduğunu vurgulayan Turgut, şöyle konuştu:
“Bir gram Uranyum-235’in yaklaşık 4 ton kömüre eşdeğer enerji üretebilmesi yalnızca karbon salınımı açısından değil, aynı zamanda doğal kaynakların kullanımı açısından da büyük önem arz ediyor. 1000 MW’lik bir nükleer santralde kullanılan yakıt miktarı 300 ton. Kömür santralinde ise bu miktar 2,5 milyon tona yükseliyor. Bu durum Türkiye açısından da çok önemli. Mersin’de inşa edilen Akkuyu Nükleer Santrali sayesinde 16 milyar metreküp doğalgazın ithalatına gerek kalmayacak ve bu miktardaki doğalgazın çevreyi kirletmesi önlenecektir. Toplam 4800 MWe kurulu kapasiteye sahip dört güç ünitesinin tamamının işletmeye alınmasıyla her yıl 43 milyon tonun üzerinde karbondioksit salınımının da önüne geçileceği hesaplanıyor. Bu durumun yalnızca Mersin çevresinde değil, ülke genelinde karbon salınımını azaltacağı ve ülkede çevrenin korunmasına, ekonominin güçlenmesine katkı yapacağı da aşikârdır.”