DÜNYA NÜKLEERE YENİDEN DÖNÜŞ HAZIRLIĞINDA

Küresel enerji krizi, hızla yükselen fosil yakıt fiyatları, enerji güvenliği sorunları ve iddialı iklim hedefleri için nükleer enerji çözümün en önemli bir parçası görülüyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) yeni yayınlanan “Nükleer Enerji ve Güvenli Enerji Dönüşümü: Bugünün Zorluklarından Yarının Temiz Enerji Sistemlerine” raporuna göre nükleer “geri dönüş” yapmaya hazır. IEA raporuna göre, 32 ülkedeki toplam 413 gigavat kapasiteli nükleer enerji santralleri, yılda 1.5 gigaton küresel emisyon salımının ve 180 milyar metreküp küresel gaz tüketiminin önüne geçerek net sıfır emisyon hedefine ulaşılmasının yanı sıra enerji güvenliğinin sağlanmasına da katkıda bulunuyor. Rapora göre sıfır emisyona ulaşmak için yeni santrallerin inşası ile nükleer enerjinin payı 2020-2050 döneminde ikiye katlanacak.
Ancak “Almanya nükleerden vazgeçiyor, dünya nükleerden vazgeçiyor”, nükleer enerjiye karşıt fikirleri besleyen grupların en fazla dile getirdiği cümlelerden biri. Peki gerçekten Almanya nükleerden vaz mı geçiyor? Son günlerde yaşanan gelişmeler nedeniyle doğal gaz arzının azaltılması hatta tamamen durdurulmasından çekinen Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da bu konuda çok ciddi tartışmalar yaşanıyor. Almanya Ekonomi Bakanlığı alınan son tedbirlerle, gaz tüketimini azaltılması ve elektrik üretimi için kömür santrallarının daha fazla kullanılması gerekeceğini açıkladı. Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck, çevreye zararlı da olsa, ülkenin elektrik üretimi için kömür kullanımını artırmak zorunda kalacağını vurguladı. Berlin’in kararı, 2030 yılına kadar kömür kullanımını azaltma sözü veren Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve liberal FDP’den oluşan iktidar koalisyonunun yön değiştirdiğine işaret ediyor.
Almanya Maliye Bakanı Christian Linder ise nükleerin ülkedeki enerji sorununun çözümüne destek olacağını dile getirdi. Nükleer santrallerin faaliyet süresinin uzatılarak enerji fiyatlarındaki artış ile mücadele edilebileceğini öne süren Linder ARD’ye verdiği röportajda “Enerji arzı sorununa ilişkin ideolojik olmayan bir biçimde düşünmek zorundayız. Güvenli nükleer güç santrallerimiz var” dedi.
Alman halkı nükleeri destekliyor
Almanya’nın nükleer enerjiden vazgeçme kararı halk tarafından da sorgulanıyor. Yapılan anketlere göre Alman halkı artan bir oranda nükleer santrallerin çalışma süresinin uzatılmasını destekliyor. Fiyat karşılaştırma hizmeti sunan Verivox’un son anketinde göre, Almanların yüzde 77’si elektrik fiyatlarındaki artışın durdurulmasını isterken, üçte biri bunun ancak nükleer enerji ile mümkün olabileceğine inanıyor. Bu arada Almanya merkezli INSA araştırma şirketi tarafından yapılan yakın dönemdeki bir ankete göre, Almanların %50’si Ukrayna savaşının tetiklediği enerji krizini takiben nükleer santrallerin çalışma sürelerinin uzatılmasını destekliyor.
Kapatma, en az 1 milyar ton karbondioksit emisyonuna yol açabilir
Almanya, Brokdorf, Grohnde ve Gundremmingen C reaktörlerini Ocak’ta kapatmış, kalan 3 nükleer santrali ise bu yıl sonunda kapatma kararı almıştı. Ancak Berlin merkezli bilim ve çevre derneği Ökomoderne e.V. tarafından geçen yıl yaptırılan ve kâr amacı gütmeyen Finli araştırma şirketi Think Atom tarafından yürütülen bir çalışma, Almanya’nın 6 nükleer santrallini kapatma politikasının, ülkenin en az 1 milyar ton karbondioksit emisyonuna neden olacağını ortaya koymuştu.
Bununla birlikte, Almanya’nın reaktörler yerine kömürle çalışan elektrik santrallerini kapatması halinde, ülkede 2028 yılına kadar kömürle çalışan elektrik üretiminin tamamen sonlandırabileceği kaydedilmişti. Bu durum, söz konusu çalışmada “Bir Milyar Ton” olarak dikkat çekilen bölümde de bahsedildiği üzere, eski başbakan Angela Merkel yönetiminin planladığından 10 yıl önce gerçekleşmiş olacak. Raporda, Almanya’nın düşük karbonlu enerji geliştirme ve yayma çabalarına yönelik şimdiye kadar çok az ilerleme kaydettiğine de dikkat çekiliyor. Aradan geçen 20 yıl ve yapılan yüz milyarlarca avroluk harcamadan sonra, biokütle, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir teknolojiler tarafından ülkenin elektrik ihtiyacına yapılan katkı sadece %20 oranında kaldı. Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların elektrik ihtiyacına katkısı ise %75’ten daha fazla. Almanya, kendi hedeflerine ulaşmak için karbon emisyonlarını süratle kesmek zorunda. Bu hedeflere ulaşmanın tek yolu nükleer reaktörlerin kapatılması politikasından vazgeçilmesi olarak görünüyor.
“İklim hedeflerine ulaşmanın en süratli ve kesin çözüm yolu, nükleer santralleri açık tutmak”
Enerji uzmanı ve “Bir Milyar Ton” raporunun baş yazarı Rauli Partanen, konuya ilişkin şunları söyledi: “2020’li yıllarda çok hızlı hareket etmemiz ve emisyonları önemli ölçüde azaltmamız gerektiği düşünüldüğünde, bu hedeflere ulaşmanın en süratli ve kesin çözüm yolu nükleer santralleri açık tutmak olarak görünüyor. Elimizdeki en uygun teknolojilerden biri olmadan iklim sorununu çözmeye çalışmak gelecek nesillere karşı oldukça riskli ve sorumsuz bir davranış şekli olacaktır.” Adı, “Ekomodern” anlamına gelen dernek, reaktörleri aktif tutmanın Almanya için emisyonlarını azaltmanın en düşük maliyetli yollarından biri olacağına dikkat çekiyor.
Yeniden dönüş hazırlığı
Avrupa’da da nükleer enerjiye ilgi yeniden artıyor. Fransa, Macaristan, Polonya, Finlandiya, Bulgaristan, Hırvatistan, Çekya, Romanya, Slovakya ve Slovenya gibi ülkeler yakın zamanda yeni modern reaktörler inşa edeceklerini açıkladı. Belçika’nın enerji arz sıkıntısı yaşamamak için 7 nükleer reaktörün faaliyet süresini 10 yıl uzatabileceğini duyurdu. Son aylarda yaşanan gelişmeler, nükleer enerjiden vazgeçme kararı alan Almanya’nın kararının çok sayıda siyaset ve sanayi çevrelerince sorgulanmasına yol açtı. Almanya, eski Başbakan Angela Merkel döneminde Fukuşima’nın ardından kamuoyu baskısıyla nükleer santralleri kademeli olarak kapatacağını açıklamıştı. Ülkede şu anda siyasi ve sanayicilerden bir kısmı nükleer santrallerin kullanım sürelerinin uzatılmasını ve şu anda faaliyette olan son 3 nükleer santralin planlandığı gibi bu yıl sonunda kapatılmamasını istiyor.
Dünya nükleerden vazgeçmiyor
Avrupa’da pek çok ülke, hızla artan elektrik talebi, dalgalanan fosil yakıt fiyatları ve iklim krizinin etkilerini azaltmak için nükleer enerjiye yöneliyor. Birleşik Krallık hükümeti, nükleer enerjinin 2050 yılına kadar ülkenin elektriğinin yüzde 25’ini sağlamasını istiyor. Nisan ayında Çin, halihazırda faaliyette olan 54 ve yapım aşamasında olan 19 reaktöre ek olarak altı yeni reaktörün yapımını onayladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın 2028’den itibaren 14 yeni nükleer reaktör inşa edeceğini duyurdu. Polonya ise mart ayında 6 yeni reaktörün inşası için planlarını sundu. Güney Kore hükümeti, nükleerin ülkenin enerji karışımındaki payını 2030 yılına kadar en az %30’da tutmayı hedefleyen yeni bir enerji politikası belirledi.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) verilerine göre ise şu anda dünyada ABD, 92 nükleer reaktörüyle ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 56 reaktörle Fransa takip ediyor. Bu ülkeleri 55 reaktörle Çin izlerken, onun ardından 37 reaktörle Rusya, 33 nükleer reaktörle Japonya ve 25 reaktörle Güney Kore geliyor. 2021 yılında Fransa elektrik ihtiyacının yüzde 70’ini nükleerden karşılarken, Belçika yüzde 50,8’ini, Macaristan 46.8’ini, Finlandiya yüzde 32,8’ini nükleerden elde etti. Şu anda Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) ile ilk nükleer santralini hayata geçirmeye hazırlanan Türkiye dahil aralarında Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Japonya, Çin gibi ülkelerin de bulunduğu 17 ülkede 54 yeni nükleer reaktörün yapımı devam ediyor. Bu projelerin sayısının petrol, doğal gaz ve elektrik fiyatlarındaki son artışlarla daha da artması bekleniyor.
Türkiye ve Akkuyu NGS
Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom’un inşa ettiği Akkuyu NGS, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılayacak. Proje, ülkenin iklim krizi ile mücadelede önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendiriliyor. Mersin’in Gülnar ilçesinde inşası hızla devam eden proje toplam 4 bin 800 megavat kurulu güçle tam kapasite devreye girdiğinde yılda yaklaşık 35 milyar kilovatsaat elektrik üreteceği tahmin ediliyor. Sıfır emisyonla, çevreye zararlı sera gazı salımı yapılmadan, kesintisiz elektrik üretilebilecek santralin faaliyete geçtiğinde tek başına yılda 17 milyon ton karbondioksit emisyonunu önleyeceği öngörülüyor. Bu da 9,6 milyon motorlu aracın, bir başka ifadeyle İstanbul’da kayıtlı taşıt sayısının yaklaşık iki katı aracın yol açtığı CO2 emisyonlarının önlenmesi anlamına geliyor.