ÜNLÜ İNGİLİZ GAZETECİ KARŞITLIKTAN SAVUNUCULUĞA DÖNÜŞEN NÜKLEER ÖYKÜSÜNÜ ANLATTI

“Nükleer algısının değişimi için insanların korkularının temel nedenleriyle başlamak önemli”
Dünyada üretilen tüm düşük karbonlu elektriğin üçte biri nükleer enerji tarafından karşılanıyor. Küresel iklim değişikliği ile mücadelede hayati bir rol üstleneceği vurgulanan nükleer enerji ile ilgili on yıllardır devam eden efsaneler, ön yargılar, temiz enerji geçişinde öneminin yeterince aktarılamamasına neden oluyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Genel Müdürü Rafael Mariano Grossi, sürdürülebilir kalkınma ve iklim hedeflerine ulaşılmasındaki büyük zorluklar aşılmasında, kanıtlanmış gelişmiş bir teknoloji olan nükleer enerjinin katkısına dikkat çekiyor. Grossi nükleer enerjinin kamuoyunda ‘daha iyi’ anılmayı ve bilinmeyi hak ettiğini ise şu sözlerle aktarıyor. “Nükleer enerji, istikrarlı ve güvenilir bir güç kaynağı sunar. Hem sera gazı emisyonlarını azaltmaya, hem de dünyanın artan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olabilir. Özellikle de gelişmekte olan ülkelerde. Nükleer enerji santralleri, operasyonları sırasında neredeyse hiç sera gazı emisyonu veya çevreyi kirletici madde üretmez. Kesintili enerji kaynakları olan rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerjilere hayati bir tamamlayıcı olur. Nükleer enerji, hali hazırda yaptığı büyük katkı ile örneğin, son 50 yılda 55 gigaton’luk karbondioksit emisyonunun önüne geçmesi ve yenilikçi teknolojilerinin muazzam potansiyeli ile daha iyi bilinmeyi hak ediyor.”
Nükleer enerjinin Grossi’nin de altını çizdiği bu özelliklerinin daha geniş kitleler tarafından kabulü konusunda yaşanan zorluklara ve nedenlerine ilişkin çevre konularında uzmanlaşmış ünlü İngiliz gazeteci Zion Lights’in oldukça ilginç tespitleri var. Bu konuda radyasyon hakkındaki yanlış algıların, fikirlerin ve nükleer enerji ile nükleer silahların karıştırılmasının temel sorun olduğunu kaydeden Lights, geçmişte nükleer enerji karşıtı küresel çevre hareketi Extinction Rebellion’un sözcüsü iken bugün ‘nükleer enerji destekçisi’ aktivistlerden birine dönüştü. Bu dönüşümün hikayesi, nükleer enerjinin Grossi’nin bahsettiği gibi ‘daha iyi’ bilinmesi için yapılması gerekenlere de ışık tutuyor.
Lights, medyanın kamuoyundaki nükleer karşıtlığının oluşmasında etkisinin büyük olduğunu söylüyor. “Nükleerin kötü olduğu efsanesi, insanları içine çekmek için kolay bir anlatım. Korkuya dayanan habercilik anlayışı da nükleer hakkında yanlış bilgilendirmeye katkıda bulundu, bu da nükleer karşıtı görüntüleri daha güçlü hale getirdi” diyen Lights şu an Çevresel Gelişim Örgütü’nün Birleşik Krallık Direktörlüğü’nü de yürütüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) Kamu Bilgi ve İletişim Ofisi’nden Nicole Jawerth’in sorduğu sorularla nükleer enerjiye bakış açısının nasıl değiştiğini anlatan ünlü gazetecinin IAEA’nın web sayfasında yer alan bu röportajındaki ilginç açıklamaları şöyle:
FİKRİNİ NE DEĞİŞTİRDİ?
“Nükleer atıkların ve radyasyonun ne kadar zararlı olduğuna dair pek çok efsane duymuştum. Aslında, hayatımın büyük bir bölümünde dahil olduğum çevre hareketinde, çoğu insan bu mitlere inanıyor. Ancak yaklaşık 6 ya da 7 yıl önce, Yeşiller Partisi’nin bir üyesiyken bir enerji tartışmasına katıldım ve nükleer hakkında bir soru sormaya çalıştım. Ancak sorumun çabucak üstü kapandı. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissettim ve bu yüzden mühendis bir arkadaşımla konuştum, O da bana inandığım efsanelerden biri olan Fukushima kazasındaki radyasyondan kaynaklandığı söylenen ölümlerin sayısı hakkında bilimsel bir makale yolladı. Benim inancım, radyasyon felaketinden dolayı birçok insanın öldüğü yönündeydi. Fakat gerçek şu ki; bu kazada ölenlerin hiç biri radyasyon yüzünden ölmemişti. Bu, beni daha derine inmeye itti. Böylece radyoaktif atıklarla ilgili birçok fikrimin temelsiz olduğunu ve nükleer enerjinin aslında birçok ülkenin hala büyük ölçüde bağlı olduğu fosil yakıtların kullanımından çok daha güvenli bir seçenek olduğunu keşfettim.”
NÜKLEERİN NEDEN ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR?
“Hali hazırda yoksulluk içinde yaşayanlar için hayatı daha karmaşık hale getiren, dünya çapında ekonomileri zorlayan, biyolojik türlerin neslinin tükenmesine neden olan küresel ısınmanın etkileriyle yaşıyoruz. Küresel ısınmayla başa çıkmak için, bu etkileri tersine çevirmek, insanları yoksulluktan kurtarmak ve endüstrinin soluduğumuz hava kalitesine olan olumsuz etkisini azaltmak için temiz enerji seçeneklerine ihtiyacımız var. Nükleer enerji sıfır karbon emisyonuna ulaşmak için tek gerçek seçeneğimiz. Nükleer yalnızca az yer kaplamakla kalmıyor, aynı zamanda tek bir tesisin 80 yıllık temiz enerji sağlayabilmesiyle de öne çıkıyor. Ancak çoğu zaman ülkelerin enerji açıklarını tamamlamak için kömür veya doğal gaz kullandığını görüyoruz. Bu noktada nükleer endüstrinin sesini yükseltmesi ve yanlış algıların giderilmesine yardımcı olması gerekiyor ki dünya nükleer enerjiden korkmak yerine onu ‘inanılmaz bir çözüm’ olarak kucaklayabilsin.”
NÜKLLER ENERJİ HALK TARAFINDAN KABUL GÖREBİLİR Mİ?
“Nükleerin kötü olduğu efsanesi, insanları içine çekmek için kolay bir anlatım. Nükleer enerji, popüler kültür özellikleri nedeniyle de uzun süredir negatif bir imaja sahip. Örneğin nükleer atıktan korkan insanlarla konuştuğumda bu atıkların TV şovlarında veya filmlerde gösterildiği gibi korkunç yeşil, aşındırıcı bir sıvı olduğunu düşündüklerini gördüm. Radyasyon hakkındaki fikirler de benzer şekilde yanlış ve insanlar nükleer enerji ile nükleer silahları karıştırıyor. Halkın nükleer enerji algısını değiştirmek için, ondan nasıl bahsedileceğine, kimin nükleer hakkında konuşacağına ve nükleer enerjinin mevcut ‘güvenli’ endüstri çizgisinden ziyade bize getirdiği tüm pozitif yönlerine odaklanılması gerekiyor. Nükleer, yeşil enerji olarak yeniden markalandırılmalı.”
NÜKLEER ALGISI NASIL DEĞİŞTİRİLEBİLİR?
“İnsanların korkularının temel nedenleriyle başlamak önemli. Çoğunun radyasyon, ışınlanma veya nükleer enerjinin ne olduğu konusunda net bir fikri yok. Birçoğu radyasyonun doğal olarak yerden ve uzaydan oluştuğunu, etrafımızda olduğunu, gerektiğinde kolayca ölçülebileceğini ve ondan korunabileceğimizi bilmiyor. Gerçeklerin bilinmemesi efsane ve korkulara neden oluyor. Mitleri ve endişeleri doğrudan ele alan basit, somut gerçekler anlatılmalı. Bu yöntem, pek çok insanın gerçekte okumayacağı veri yığınlarına, sayılara ve uzun makalelere başvurmak yerine belirli korkuları gidermeye yardımcı olabilir. Ama asıl olması gereken nazik, sabırlı ve anlayışlı bir iletişimci olmak. “